Spatial readings of controlled autonomy: Modulated liberation in“bürolandschaft”
Kontrollü özerkliğin mekansal okuması:“Bürolandschaft”üzerinden modüle edilmiş özgürleşme
- Tez No: 994628
- Danışmanlar: PROF. DR. NURBİN PAKER KAHVECİOĞLU
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Mimarlık, Architecture
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Mimarlık Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Bu tez araştırması, popüler medyada gözlemlenen temel bir çelişkiden yola çıkmıştır: Hücre ofislerin (cubicle), Andor ve Severance gibi dizilerde de örneklendiği üzere, monotonluk ve yabancılaşma üreten, distopik ve baskıcı mekanlar olarak tasvir edilmesine karşın, aslında işçiyi özgürleştirmeyi ve daha insani çalışma koşulları yaratmayı amaçlayan tasarım stratejileri ile tasarlanmış olması. Bu bağlamda araştırma, 1960'ların Bürolandschaft (ofis peyzajı) yaklaşımını, 20. yüzyılın başındaki katı ofis düzeninden savaş sonrası dönemin esnek mekanlarına geçişte kritik bir dönüm noktası olarak inceler. Temel amaç şu sorunun cevabını bulmaktır:“Ofis peyzajı planları, iş yerindeki güç ilişkilerinin mekâna yansımasını nasıl gösterir?”Bu tez çalışmasında ofislerin salt özgürleşme anlatısına meydan okumak adına, bu esnekliğin işçi için gerçek bir özgürlük olmadığı, aksine daha gizli ve fark edilemeyen bir kontrol biçimine geçiş olduğu savunulmaktadır. İktidarın evrimini analiz etmek için ofis peyzajı, Foucault'nun duvarlarla ve katı gözetimle kurduğu“disiplin toplumu”ndan, Deleuze'ün modülasyon ve sürekli ayarlamalarla işleyen“denetim toplumu”na geçişi işaret eden bir hamle olarak ele alınır. Quickborner Ekibi tarafından tasarlanan ofis peyzajı planlarının mekansal analiziyle bu araştırma, ofis mekanının asıl müellifi olarak mimarın yerini nasıl yönetim danışmanına bıraktığını ortaya koyar. Bu danışmanlar, organik yerleşimler ve“organizasyon sibernetiği”gibi yöntemlerle, bitkilerin ve yürüyüş yollarının aslında bilgi akışını yöneten ve davranışları modüle eden görünmez aktörler olarak hizmet ettiği bir ortam yaratmışlardır. Araştırmanın yöntemi, teorik bir incelemeyi takip eden mekansal analizi içermektedir. Tezin ikinci bölümünde literatür taraması yapılarak Bürolandschaft'ın tarihsel gelişimini takip eden beş parçalı bir kuramsal çerçeve kurulur. Esnek açık ofisin evrimini izleyen bu beş tematik katman şunlardır: Eski kontrol modeli, yeni işçi, yeni kontrol teorisi, yeni yönetim teorisi ve yeni mekân. Birinci kısım olan eski kontrol modeli, Taylorizm ve Amerikan açık ofislerine yapılan eleştiriler üzerinden Bürolandschaft'ın karşı çıktığı o eski katı ve hiyerarşik disipliner düzeni inceler. İkinci kısım olan yeni işçi, boş zaman odaklı post-endüstriyel toplumda bedensel üretkenlikten bilişsel, iletişimsel ve duygusal çalışma biçimlerine, yani gayri maddi emeğe, geçişi vurgulamaktadır. Bu bağlamda, yeni esnek çalışan tipinin neden eski ofis modellerine sığmadığı tartışılır. Kontrol teorisinin organizasyonel düşünceye girmesiyle birlikte, üçüncü kısım olan yeni kontrol teorisi, özerklik ve kontrol gibi kavramlardan yola çıkarak disipliner iktidar biçimlerinden mekânın içine gömülü daha dağınık ve modüler biçimlere geçişi araştırmaktadır. Yeni yönetim teorisini tartışan dördüncü kısım, sibernetik, otomasyon ve geri bildirim sistemlerine dayalı iletişim odaklı yöntemlerin şirket yönetimini nasıl etkilediğine odaklanmakta ve ofisi bir bilgi işlem ortamı olarak yeniden çerçevelemektedir. Son olarak yeni mekân, mimari düşüncenin tüm bu değişimlere nasıl yanıt verdiğini izleyerek Bürolandschaft'ı değişen emek koşullarının ve kontrol teorilerinin mekandaki maddi karşılığı olarak konumlandırmaktadır. Bu beş perspektif, ofis peyzajını sadece bir dekorasyon trendi değil, çalışma ortamındaki ilişkileri yeniden düzenleyen aktif bir fail olarak yorumlayarak, gelişen organizasyonel teorilerin mekansal olarak nasıl somutlaştığını gösterir. Tezin üçüncü bölümü, detaylı bir arşiv araştırmasıyla 1960'tan 1978'e kadar uzanan 56 Bürolandschaft örneğinin teknik dokümantasyonunu sermektedir. Quickborner Ekibi'nin operasyonlarını takiben Almanya'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne uzanan bir coğrafyada, çalışma masalarının ve yönetim alanlarının mekansal düzenini görselleştirmek için 11 temsili vaka çalışması seçilmiş ve detaylı olarak sunulmuştur. Bu envanter çoğunlukla orijinal Alman“Großraumbüro”(büyük ofis odası) örneklerine odaklanır. Tez, açık ofis kavramının Türkiye'ye gelişine, örneğin Yaşar Marulyalı ve Levent Aksüt'ün 1980 tarihli Cam Han binası gibi Batı dışı bağlamlarda açık plan konseptinin ortaya çıkışına kısaca değinse de bu örnekler ölçek ve zaman farkı nedeniyle kapsam dışı bırakılmış, ancak gelecekteki araştırmalar için bir not olarak eklenmiştir. Yapılan tarihsel haritalama, bu ofis yerleşimlerinin rastgele olmadığını gösterir. Bu model, özellikle sigorta şirketleri ve yayınevleri gibi kâğıt işinin yoğun olduğu sektörler tarafından, iş akışını hızlandırmak ve düzenlemek amacıyla bir yönetim aracı olarak benimsenmiştir. Sonuçta bu planlar, iç mekânın kontrolünün mimardan alınıp yönetim danışmanına geçtiğinin bir kanıtıdır. Bu dönüşüm, kat planını mimari bir tasarımdan ziyade bir ilişkiler şemasına çevirmiş; açık ofisi bir özgürlük alanı olmaktan çıkarıp, özgürlüğün sadece izin verilen sınırlar içinde icra edilebildiği katı bir şekilde kontrol edilen bir ortam olarak ifşa etmiştir. Üçüncü bölümde sunulan bu plan envanteri, yeni mekansal organizasyonun gerçekten işçi özerkliği mi ürettiği yoksa kontrolü sadece yeniden mi konumlandırdığını araştıran dördüncü bölüme zemin hazırlar. Bürolandschaft bağlamında oluşturulan Neufert benzeri yönergelere dayanarak yapılan analizler açık planın sunduğu özgürlüğün aslında son derece kurgusal olduğunu gösterir; mobilya düzeni aslında bir yöneticinin yapacağı işi yapmaktadır. Masaların, paravanların ve bitkilerin yeri keyfi değil, iş akışını optimize eden katı kurallara göre belirlenmiştir. Hiyerarşi asla yok olmamış, sadece metrik bir sisteme dönüşmüştür. Analizler, otoritenin artık yoğunluk ve alan kaplama üzerinden okunduğunu gösterir; kimin nerede oturduğu ve ne kadar yer kapladığı statüsünü belirler. Dolayısıyla ofis peyzajındaki sözde eşitlik aslında ayrıcalıkların hesaplanmış bir dağılımıdır; mekân, işçiye sisteme sağladığı faydaya göre bir ödül olarak verilir. Bürolandschaft koşulsuz bir özgürlük sağlamamış, aksine planın kendisi, işçilerin hareketlerini en az geçmişteki duvarlar ve kilitli kapılar kadar etkili ama çok daha hissettirmeden yöneten bir araca dönüşmüştür. Analiz ayrıca mimarlık disipliniyle ilgili bir çelişkiyi de ortaya koymaktadır. Ofis ortamında mimarlık, genel bir“kabuk ve çekirdek”sağlamaya indirgenmiş pasif bir rol oynamaktadır. Tasarım, mimarlığa ait olmayan iki ölçek arasında bölünmüştür: bir yandan, bölgelere ayırma, dolaşım, kamusal ve özel alanlar arasındaki gerilim gibi yollarla kentsel tasarımı taklit ederken, diğer yandan, seri üretilen nesneler ve mobilyalarla uğraşan endüstriyel tasarım ölçeğine indirgenmiştir. Bu bağlamda, kapitalizmin getirdiği örgütsel verimlilik dürtüsü, mimarı kendi tasarladığı binasından etkili bir şekilde kovar ve mekânın üretimini yönetim danışmanlarına ve endüstriyel nesnelere bırakır. Neticede tez, ofisin, insan sermayesinden maksimum değer elde etmek için mekânsal düzenlemelerin optimize edildiği bir“fayda çiftliği”(benefit farming) haline geldiğini savunmaktadır. Analiz, ofis peyzajının sözde eşitlikçiliğinin aslında sıkı bir şekilde hesaplanmış bir ayrıcalık dağılımı olduğunu göstermektedir. Ortak bir mekânın aksine, bu düzen, hareketleri ekonomik fayda için hesaplanmış ve izole edilmiş bireylerden oluşan bir topluluk yaratmıştır. Bu nedenle, özerklik, özgürlük olarak değil, emeği düzenlemek için bir yönetim tekniği olarak işlev görmektedir. Araştırma, Bürolandschaft'ın getirdiği açık planla ilişkilendirilen özgürlüğün tam bir özgürlük alanı olarak değil, aslında daha ince kontrol mekanizmalarını gizleyen bir ideolojik bir araç olarak işlev gördüğü sonucuna varmıştır. Özgürlük için tasarlanmış bir alanın tutsaklık aracı haline gelmesi, çağdaş ofislerde de karşılaşılmaktadır. Bu tutsaklık mantığı, 1960'larda eğlence odaklı dinlenme alanlarının ofislerdeki yansımalarıyla başlamıştır. İşyerine ev konforunu yerleştiren tasarım, çalışanları iş ve eğlence arasındaki sınırları bulanıklaştırmaya teşvik etmiştir. Bu strateji, hayatın tamamının ofis sınırları içinde yaşanması için tasarlanmış çağdaş kurumsal kampüslerin,“tam çevre”nin (total environment) temelini oluşturmuştur. Erken dönemlerdeki eğlence odaklı dinlenme odalarından günümüzün algoritmik yönetimine varıncaya kadar, amaç işçinin zamanını ve hayatını ofis sınırları içinde ele geçirmektir. Sonuç olarak, ister işçilerin ihtiyaçlarını karşılayıp ofiste daha uzun süre kalmalarını sağlayan bir kurumsal kampüsün modülasyonel kontrolü olsun, ister işçileri çalışmaya zorlayan sıkışık ofis hücreleri (cubicle) ve sıkı gözetimden oluşan disiplin kontrolü yoluyla olsun, varılan nokta aynıdır: Mimarlık asla tarafsız değildir, aksine iş gücünün yönetilmesinde aktif bir rol oynar. Bugün Bürolandschaft'ın mirası hala devam etmektedir. Mimarın yerinden edilmesi tamamlanmıştır; mekân artık sadece mobilyalarla değil, algoritmalarla da organize edilmektedir. Görünürlüğe dayalı o eski sibernetik mantık, bugün dijital takvimler, performans izleme araçları ve“sürekli ulaşılabilir olma”beklentisiyle sürdürülmektedir. Böylece ofis, fiziksel bir kapalı kutu olmaktan çıkmış; bedenin, dikkatin ve zamanın, koşullarını belirleyen ekonomik güçler tarafından sürekli erişilebilir kılındığı dijital bir üretim altyapısına evrilmiştir.
Özet (Çeviri)
This thesis research originates from a fundamental contradiction observed in contemporary media: the depiction of office cubicles as dystopian, oppressive spaces of monotony and alienation (exemplified by series like Andor and Severance) versus the historical reality of design strategies that sought to liberate the worker and create more humane working conditions. In this context, Bürolandschaft (office landscape) of the 1960s is investigated as a moment of transition from the rigid and disciplinary layouts of the early twentieth century to the fluid spaces of the post-war era. The primary aim is to answer the question:“How do landscaped office plans reflect the spatial traces of power relations in workspace organization?”Challenging the narrative of pure liberation, the study argues that this flexibility was not true freedom for the worker, but rather a transition to a more subtle, invisible form of control. To analyze the evolution of power, office landscape is framed as a move that marks a shift from Foucault's disciplinary society, defined by enclosure and rigid observation, to Deleuze's society of control, defined by modulation and continuous adjustment. Through a spatial analysis of landscaped office plans designed by the Quickborner Team, the research demonstrates how the management consultant displaced the architect as the primary author of space. By using organic layouts and“cybernetics of organization”(Organisationskybernetik), these consultants created an environment where plants and circulation paths serve as invisible agents that manage information flow and modulate behavior. The methodology of this research includes a theoretical review combined with spatial analysis. In the second chapter, the conceptual background is established through archival research, reading the literature as a five-part framework that follows the historical trajectory of Bürolandschaft. These five thematic layers that trace the chronological evolution of the flexible open office are: old control model, new worker, new control theory, new management theory, and new space. The first part, the old control model, examines the emergence of early twentieth century disciplinary open plan layouts through critiques of Taylorism and the North American open office, identifying the rigid disciplinary mechanisms such as visibility, hierarchy, and enclosure which Bürolandschaft emerged against. The second part, the new worker, highlights the transition towards immaterial labor within a leisure-oriented post-industrial society and the shift from bodily productivity to cognitive, communicative, and affective forms of work. In this context, how new forms of self-regulating and flexible labor demanded a departure from traditional spatial models is discussed. With the introduction of control theory into organizational thinking, the third part, the new control theory, investigates the transition from disciplinary modes of power to more diffuse and modulatory forms embedded inside the space drawing on concepts such as autonomy and control. The fourth part on the new management theory focuses on the impact of growing influence of communication-driven methods rooted in cybernetics, automation, and feedback systems on organizational thinking, positioning communication as the central operational tool and reframing the office as an information-processing environment. Finally, the new space, traces how architectural thinking responded to these forces, situating Bürolandschaft as the spatial embodiment of shifting labor conditions and control theories. Together, these five perspectives provide the conceptual trajectory to present how evolving organizational theories had spatially materialized for interpreting the office landscape as an active agent in reorganizing workplace relations. In the third chapter, a technical documentation of 56 Bürolandschaft cases from 1960 to 1978 is assembled through detailed archival research. With a geographical trajectory that expanded from Germany to the United States in the late 1960s following the Quickborner Team's operations, 11 representative case studies are selected to visualize the spatial arrangement of workstations and managerial areas. The scope of the complete inventory is deliberately focusing mostly on the original German context of the Großraumbüro (large room office). While the thesis briefly acknowledges the arrival of open plan concepts in non-Western contexts, such as the Cam Han (1980) building designed by Yaşar Marulyalı and Levent Aksüt in Türkiye, these examples differ significantly in scale and timeline, pointing toward future areas of research. The chronological mapping of the complete plan inventory reveals that landscaped office layouts were not random. They were primarily adopted by information-heavy industries, such as insurance companies and publishing houses as cybernetic management tools to rationalize the flow of paper. Ultimately, these plans serve as evidence of a shift in the production of space where the management consultant displaced the architect as the authority over the interior. This transformation turned the floor plan into a diagram of relationships rather than an architectural object, exposing the open landscape not as a site of freedom, but as a strictly controlled environment where autonomy is performed only within designated areas. The plan inventory provides the foundation for the fourth chapter which investigates whether the spatial reconfiguration genuinely produced worker autonomy or only relocated control. Through a deconstruction of elements such as the structural grid, break rooms (Pausenräume), and meeting areas based on Bürolandschaft guidelines, the thesis demonstrates that the freedom of the open plan was in fact highly orchestrated and that the furniture arrangement was doing the work of a manager. The placement of desks, screens, and plants was not arbitrary but governed by strict rules of visual axes and workflow optimization. Hierarchy was never truly dissolved, only reorganized into a metric system. The analysis reveals that authority became legible through density and territory; who sat where, how tightly bodies were packed, and how much room one occupied communicated status. Square meters functioned as a spatialized currency. Therefore, the supposed egalitarianism of the landscape was actually a strictly calculated distribution of privilege, where space was awarded based on a worker's value to the cybernetic flow. Bürolandschaft did not provide unconditional freedom. The layout itself acted as a behavior modifier, directing workers' movements and interactions more subtly but just as effectively as the locked doors of the past. The analysis also reveals a fundamental contradiction regarding the discipline of architecture itself. In the office landscape, architecture plays a passive role, reduced to providing a generic“shell and core.”The agency of design is split between two competing scales: on one hand, it mimics urban design through zoning, circulation rights, and the tension between public and private spaces; on the other, it is reduced to the scale of industrial design, dealing with mass-produced objects and furniture. In this context, the capitalist drive for organizational efficiency effectively evicts the architect from their own building, leaving the organization of the space to management consultants and industrial objects. Consequently, the thesis argues that the office becomes a site for“benefit farming,”where spatial arrangements are optimized to harvest maximum value from human capital. The analysis demonstrates that the supposed egalitarianism of the landscape was actually a strictly calculated distribution of privilege. Unlike a communal space, this layout produced a collection of isolated individuals whose movements were calculated for economic utility. Autonomy, therefore, functions as a managerial technique to regulate labor. The research concludes that Bürolandschaft is not a site of complete liberation, but an ideological apparatus where the freedom associated with the open plan was actually an illusion that hides more subtle mechanisms of control. A space designed for liberation morphed into a tool for entrapment. This logic began with the introduction of leisure-centered break areas in the 1960s. By embedding domestic comfort into the workplace, the design encouraged workers to blur the boundaries between labor and leisure, laying out the foundation for the contemporary“total environment”of the corporate campus. From early break rooms to today's algorithmic management, the goal remains the appropriation of the worker's time and life within the office perimeter. The cybernetic logic of visibility, once physical, is now sustained through digital calendars and performance monitoring tools. Whether through the modulatory control of a corporate campus that covers the workers' needs, so they stay longer, or the disciplinary control of endless rows of cubicles and strict surveillance that threatens the workers, so they work, the conclusion remains the same: architecture is never neutral. It is an active participant in the management of the workforce. Ultimately, the legacy of Bürolandschaft persists. The displacement of the architect is now complete; space is no longer organized just by furniture, but by algorithms. Thus, the office has evolved from a physical enclosure into a digital production infrastructure, where the body, attention, and time are rendered constantly accessible by the economic forces determining their conditions.
Benzer Tezler
- Body politics in controlled spaces: An architectural reading on spaces of ımprisonment
Denetimli mekânlarda beden politikasi: Hapsetme pratkilerinin mekânsal kurgusu üzerine mimari bir okuma
EKİN MEŞE
Yüksek Lisans
İngilizce
2026
MimarlıkTed ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. AFET DERİN İNAN ÇINAR
- Evaluation of ground-level ozone measurements using TROPOMİ HCHO and NO2 retrievals in the Aegean Region of Türkiye
TROPOMI HCHO ve NO2 verileri kullanarak Türkiye'nin Ege Bölgesinde yer seviyesindeki ozon ölçümlerinin değerlendirilmesi
SEDEF BAYRAM
Yüksek Lisans
İngilizce
2025
Çevre Mühendisliğiİstanbul Teknik ÜniversitesiÇevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. BURÇAK KAYNAK TEZEL
- Muş ili İslam dönemi mimari eserlerin güncel durumlarının belgelendirilmesi ve değerlendirilmesi
Documentation and evaluation of the current conditions of Islamic period architectural monuments in Muş
ABDULKERİM BOZYEL
Yüksek Lisans
Türkçe
2025
Mimarlıkİstanbul Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ARAS NEFTÇİ
- Gözeneklilik ve ritim ilişkisi üzerine olanaklılık kuramı çerçevesinde bir okuma yaklaşımı
A reading approach on the relationship between porosity and rhythm within the framework of affordance theory
GÖZDE İREM CEBİR MERAL
Doktora
Türkçe
2026
Mimarlıkİstanbul Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
PROF. DR. FATMA AHSEN ÖZSOY
- Ensuring reliability and fault-tolerance for the cyber-physical system design
Başlık çevirisi yok
VOLKAN GÜNEŞ
Doktora
İngilizce
2015
Bilgisayar Mühendisliği Bilimleri-Bilgisayar ve KontrolUnıversıty Of Calıfornıa IrvıneBilgisayar Ana Bilim Dalı
PROF. TONY GIVARGIS