Geri Dön

Çocuk koruma merkezlerinin mekânsal tasarım düzeninin kullanıcı algısı ile değerlendirilmesi: Türk Kızılay Bağcılar Çocuk Koruma Merkezi örneği

The evaluation of the spatial design order of child protection centers with user perception: The case of Turkish Kizilay Bagcilar Child Protection Center

  1. Tez No: 705466
  2. Yazar: BÜŞRA GİZEM YILMAZ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. HATİCE AYATAÇ
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Mimarlık, Architecture
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2021
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Kentsel Tasarım Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Kentsel Tasarım Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: 227

Özet

İnsanların var oluşu ile beraber anlamlandırma çabası içerisine girdikleri ve sürekli etkileşim halinde oldukları mekân kavramı, günümüzde araştırmalara konu olarak güncelliğini korumaktadır. Farklı disiplinlerde anlamsal açıdan çeşitli şekillerde tanımlanan mekân kavramının soyut olarak algılanan bir boşluktan daha derin anlamlar içerdiği kanısı kabul görmektedir. Mekânı oluşturan sınırlar soyut veya somut gerçeklik ile ilişkilendirilmektedir. Fiziksel nitelikleri ile ölçülebilen mekânın, ölçülemeyen nitelikleri duyular aracılığı ile deneyimlenebilir ve kavranabilir. Temelde farklı kalıplara girse de mekân kavramı öznenin çevrelenmesi ile adından söz ettirmektedir. Mekândan söz edilebilmesi için, mekânın öznesi ve öznenin algısı olması gerektiği göz ardı edilmemelidir. Duyular aracılığı ile gerçekleşen algı kavramı da tıpkı mekân kavramı gibi anlam açısından zengin tanımlar ile birlikte anılmaktadır. Beden-mekân ilişkisi duyular ile şekillenen algılara göre anlam kazanmaktadır. Mekânsal organizasyonlar insanlar tarafından yalnızca algılanmak için değil aynı zamanda yaşanılmak üzere tasarlanmaktadır. Mekânların algılanmasını etkileyen çeşitli parametreler bulunmaktadır. Algılamanın büyük çoğunluğunu oluşturan görsel algının yanı sıra, işitsel, dokunsal, kokusal vb. uyaranlar da mekânın algılanması konusunda etkilerini göstermektedirler. Bunların yanı sıra, bakış açısı, zaman, ölçek gibi çeşitli kavramlar ile algılanmasında çeşitlilik gösteren mekân kavramı, bulunduğu toplum kimliğinin şekilsel temsilidir. Çeşitli fiziksel uyaranların etkisi altında şekillenen algı kavramı, algılayıcı konumundaki öznenin psikolojik, bilişsel ve zihinsel gelişimlerine bağlı olarak şekillenmektedir. Algılar aracılığı ile mekânları deneyimleyen kişiler mekânlarda iz bırakılar. Her mekân kullanıcısının izlerini taşımaktadır. İzler kullanıcıların mekânsal aidiyetlerini güçlendirmekte önemli rol oynamaktadırlar. Toplumun her kesimi tarafından dâhil olunan mekânları anlamlandırmak çocukluk dönemi itibari ile şekillenmeye başlamaktadırlar. Bulundukları her yeri keşfetme heyecanı taşıyan çocuklar çevreleri ile farklı yollardan temasa geçerek, dâhil oldukları mekânlara izlerini bırakırlar. Toplumdaki her bireyin ortak deneyimi olarak aktarılan çocukluk kavramı, bu tanıma karşılık gelmesi ile önemini net bir şekilde vurgulamaktadır. İnsanlar, çeşitli araştırmacılara konu olan ve farklı başlıklar altında ele alınan, çocuk gelişim evrelerini gelişim süreçlerine bağlı olarak deneyimlemektedirler. Aile, sosyal çevre, eğitim, kültür gibi çeşitli kavramlara bağlı olarak bilişsel, fiziksel ve sosyo- duygusal yönden gelişimini tamamlayan çocuklar tüm bunların etkisi ile yaşamlarını anlamlandırmakta ve çevrelerini algılamaktadırlar. Her çocuk aynı şartlarda gelişim gösteremediği gibi gelişim evreleri sonrasındaki dönemde de yoksunluk hissettiği konularla topluma dâhil olmaktadırlar. Bu noktada çocukların dâhil oldukları mekânlar, çocuk mekânı olarak nitelendirilmese dahi ihtiyaç ve beklentileri göz önünde tutularak tasarlanmalıdır. Heyecan duygusu ile yola çıktıkları mekân keşiflerinde çocukların algılarını destekleyici yaklaşımlar kurguları oluşturulmalıdır. Çocuklar mekânları deneyimlemekten çekinmemeli ve gelişimlerini destekleyecek nitelikte mekânlarda zaman geçirebilmelidirler. Resim, harita gibi mekân algısını ölçmekte sıklıkla kullanılan yöntemlerin yanı sıra öyküleme yöntemi çalışma kapsamında detaylı bir şekilde irdelenerek, çocukların mekânı algılamasını ölçme noktasında yöntem olarak kullanılmıştır. Bu çalışma kapsamında Türk Kızılay Avrupa Yakası Çocuk Koruma Merkezi örnek çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çocuk gelişimi konusunda önemli araştırmalar yapan ve çocuk mekân ilişkisine ışık tutan Piaget'in çalışmalarındaki gelişim yaş aralıkları göz önünde bulundurularak iki ayrı grup ile çalışma yürütülmüştür.7–11 ve 11–15 yaş aralığında, her aralıktan on çocuk, toplamda yirmi katılımcı çocuk ile iki ayrı günde çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında çocukların mekân algılarını ölçebilmek adına öyküleme yöntemine başvurulmuştur. Göçmen, yoksul vb. yoksunlukları bulunan ailelerde gelişimlerini sürdüren çocukların deneyimledikleri mekânların algısını ölçebilmek adına hazırlanan sorulara cevap vermelerini kolaylaştırmak, kendilerini rahat ifade edebilmelerini sağlamak adına kurgulanan öyküleme yöntemi, çocuklar tarafından sevilmiştir. Bir oyun olarak algıladıkları yönteme katılım göstermişlerdir. Öyküleme yöntemi sonrası çocukların mekândan beklentileri ve kendilerini dışa vuruşlarını temsilinin tespiti adına maket çalışması yapılmıştır. Katılımcı çocukların tercih ettikleri/etmedikleri, sevdikleri/sevmedikleri mekânları tespit edebilmek adına merkezin mimari planı üzerinden haritalama çalışması yaptırılmıştır. İki ayrı günde tamamlanan çalışmalar sonrası, merkezin eğitmenleri ile de çocuklar hakkında görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin değerlendirilmesi noktasında“kodlama”tekniğine başvurulmuştur. Kodlama yöntemi kapsamında, çocukların mekân algılarını ölçmek üzere hazırlanan kodlar ile öyküleme yöntemi verileri aktarılmıştır. Çocuklar, eğitim, aile vb. çeşitli konularda olumsuz olarak nitelendirilen durumlar taşısalar da umut etmekten ve heyecan duymaktan vazgeçmemektedirler. Örnek alan çalışmasında elde edilen veriler ile algılanabilir, keyifli, eğitici mekânlar olmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Çalışma kapsamında çocukların umut ışıkları ile aydınlanan mekân tasarım kurgusu oluşturmak hedeflenmiştir.

Özet (Çeviri)

The concept of space, which people try to make sense of with their existence and are in constant interaction, maintains its currency as a subject of research today. It is accepted that the concept of space, which is semantically defined in various ways in different disciplines, has deeper meanings than an abstractly perceived void. The boundaries that make up the space are associated with abstract or concrete reality. The immeasurable qualities of the space, which can be measured with its physical qualities, can be experienced and grasped through the senses. Although it basically takes different forms, the concept of space makes a name for itself with the enclosing of the subject. It should not be overlooked that in order to be able to talk about the space, the space must be the subject and the perception of the subject. The concept of perception realized through the senses is also mentioned with definitions rich in meaning, just like the concept of space. The body-space relationship gains meaning according to the perceptions shaped by the senses. Spatial organizations are designed not only to be perceived but also to be experienced by people. There are various parameters that affect the perception of spaces. In addition to visual perception, which constitutes the vast majority of perception, auditory, tactile, olfactory, etc. stimuli also show their effects on the perception of space. In addition to these, the concept of space, which varies in its perception with various concepts such as perspective, time, scale, is the formal representation of the identity of the society in which it is located. The concept of perception, which is shaped under the influence of various physical stimuli, is shaped depending on the psychological, cognitive and mental developments of the perceiving subject. People who experience places through perceptions leave traces in places. Every place bears the traces of its user. Traces play an important role in reinforcing the spatial belonging of the users. Making sense of the spaces included by all segments of society begins to take shape as of childhood. Children who are excited to explore every place they are in contact with their environment in different ways and leave their traces in the places they are involved in. The concept of childhood, which is conveyed as the common experience of every individual in the society, clearly emphasizes its importance as it corresponds to this definition. People experience child developmental stages, which are the subject of various researchers and discussed under different headings, depending on their developmental processes. Children, who have completed their cognitive, physical and socio-emotional development depending on various concepts such as family, social environment, education, culture, make sense of their lives and perceive their environment with the effect of all these. As not every child can develop under the same conditions, they are included in the society with the issues they feel deprived of in the period after the developmental stages. At this point, the places where children are included should be designed considering their needs and expectations, even if they are not considered as children's spaces. Approaches that support children's perceptions should be created in the space explorations that they set out with a sense of excitement. Children should not hesitate to experience places and should be able to spend time in places that will support their development. In addition to the methods that are frequently used to measure the perception of space such as painting and maps, the method of storytelling was examined in detail within the scope of the study and used as a method for measuring children's perception of space. Within the scope of this study, the Türk Kızılay European Side Child Protection Center was chosen as a sample study area. Considering the developmental age ranges in the studies of Piaget, who made important researches on child development and sheds light on the relationship between child and space, the study was conducted with two different groups. The study was carried out on a separate day. Within the scope of the study, the storytelling method was used in order to measure the spatial perceptions of the children. Immigrant, poor etc. The storytelling method, which was designed to make it easier for children, who continue their development in families with deprivation, to answer the questions prepared in order to measure the perception of the places they experience, and to enable them to express themselves comfortably, was loved by the children. They participated in the method they perceived as a game. After the narration method, a model study was carried out in order to determine the expectations of the children from the space and the representation of their self-expression. A mapping study was made on the architectural plan of the center in order to identify the places that the participant children prefer/dislike, like/dislike. After the studies completed on two separate days, interviews were held with the trainers of the center about the children. Children, education, family, etc. Although they have situations that are described as negative on various issues, they do not give up hope and excitement. With the data obtained from the sample field study, studies were carried out to be perceptible, enjoyable and educational spaces. Within the scope of the study, it was aimed to create a space design setup that is illuminated by the lights of hope for children.

Benzer Tezler

  1. Konotrunkal kardiak anomalilerde 22q11 mikrodelesyonunun araştırılması

    Başlık çevirisi yok

    GÖKHAN ACAR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1998

    KardiyolojiAkdeniz Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ŞÜKRAN TAÇOY

  2. Homozigot beta thalassemiada idrarla hidroksiprolin atımı

    Başlık çevirisi yok

    ÇİĞDEM FERHAN GÜRPINAR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1980

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAnkara Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

  3. Erken neonatal dönemde lökosit dinamikleri

    Başlık çevirisi yok

    BÜLENT GÖL

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1987

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAkdeniz Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

  4. Antalya il merkezinde oturan 0-14 yaş grubu çocukların büyüme ve gelişme durumları

    Başlık çevirisi yok

    GÜNERİ İMREN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1988

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAkdeniz Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. İFFET GÜR

  5. Yenidoğan dönemi sistemik bakteriyel enfeksiyonlarının skorlama sistemi ile değerlendirilmesi

    Başlık çevirisi yok

    ESMEHAN ÖZTÜRK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    1989

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAkdeniz Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı