Geri Dön

Gıda hakkı temelli agroekolojik hukuk

Agroecological law based on the right to food

  1. Tez No: 1006410
  2. Yazar: DOLUNAY ÇÖREK AKYILDIZ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ZEYNEP ÖZLEM ÜSKÜL ENGİN
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Hukuk, Law
  6. Anahtar Kelimeler: Gıda hukuku, Kamu hukuku, Çok hukukluluk, Food law, Public law, Legal pluralism
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Galatasaray Üniversitesi
  10. Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Günümüzde yaşanan tarım-gıda krizi sebebiyle gıdaya erişim, tüm dünyada çözüme kavuşturulması gereken önemli bir sorun haline gelmiştir. Gıdanın serbest dolaşıma konu olan bir mal değil, müşterek olarak görülmesi gıda hakkının temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, gıdaya erişim mekanizmalarını belirleyen iklim değişikliği, fosil yakıt tüketimi, su krizi gibi olguları kapsamına dahil eden ve tarım gıda sisteminde sürdürülebilirlik ilkesini savunan agroekolojik yaklaşımın, gıda hakkıyla bağlantılı olarak araştırılması bu tezin amaçları arasındadır. Gıda hakkı, köylülerin ve kırsal alanda çalışan diğer insanların kendi tarım-gıda sistemlerini belirleme hakkı olarak tanımlanan gıda egemenliği ile birlikte anlam kazanmaktadır. Gıdaya erişmede en dezavantajlı kesimlerin, gıdanın üretilmesi aşamasında en aktif rol oynayan gruplar olması, üzerinde durulması gereken bir çelişkidir. Tarım-gıda sistemlerinin geleceğine ilişkin kararlar, etkiledikleri insanlar olmadan alınamaz. Gıdaya erişim konusunda dezavantajlı gruplar olan kadınlar, çocuklar, göçmen tarım işçileri ve diğer dar gelirli bireylerin durumlarının iyileşmesi, bu konudaki hak taleplerinin görünür ve hukuken geçerli olmasına bağlıdır. Bu sebeple öncelikle dünyadaki agroekolojik toplumsal hareketlerin nasıl örgütlendiğini anlamak, devlet kurumlarıyla hangi yollardan işbirliği içerisine girdiklerini incelemek ve nasıl hukuki kazanım elde ettiklerini görmek araştırmada öncelikli amaçlardan bir diğeridir. Çalışmada küresel tarım-gıda sisteminin neoliberal hukuki yapısına alternatif olarak ortaya konan gıda hakkı temelli agroekolojik hukuki dönüşüm konu edilmiştir. Literatür taraması yöntemiyle ilgili uluslararası ve ulusal hukuki düzenlemeler, mahkeme kararları ve doktrin incelenmiş, bunun yanında çalışmanın disiplinler arası olması itibariyle, hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmalarında kullanılan veri analiz araçları kullanılmıştır. Toplamda iki ana bölümden oluşan araştırmada her bölüm üç ayrı alt başlığa ayrılmıştır. Birinci bölüm başlığı“Küresel Tarım-Gıda Sistemi'nin Hukuki-Politik Analizi ve Eleştirisi”dir. Bu bölümde, mevcut küresel tarım-gıda sisteminin neoliberal hukuki yapısı ve bu yapının getirdiği zorluklar kapsamlı bir şekilde incelenerek çalışmanın temelleri atılmıştır.“I. Tarım-Gıda, Toplum ve Hukuk”isimli ilk alt başlıkta, sırasıyla tarımgıdanın toplumsal dinamiklerine, metalaşma serüvenine, metalaşmaya karşı tohum ve gıdanın müşterek olarak temellendirilmesine yer verilmiştir. Genel olarak, tarımgıdanın günümüze kadar toplumsal ilişkileri nasıl dönüştürdüğü ve özellikle toplumsal sınıflarla nasıl bir ilişkisinin olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aslında ilk alt başlıkla amaçlanan, çalışma konusuna dair ilk defa fikir edinecek okuyucudan bu alanda çalışan uzmanlara kadar geniş yelpazede kısa bir tarihsel giriş yapmaktır. Avcılık ve toplayıcılık dönemlerindeki beslenmenin eşitliği prensibinden, Orta Çağ'da patatesin alt sınıflara layık görüldüğü bir toplumsal ilişki biçimine geçilmiştir. Tarım toprağı dönüştürmüş ve çeşitli gıdaların uygun koşullarda üretilmeye başlanmasıyla nüfus artışı meydana gelmiştir. En eski gıda düzenlemesi olan Hammurabi Yasaları'ndan halk sağlığını koruma amaçlı yerel yasalara, sanayileşme ve küreselleşmenin etkisiyle de günümüzdeki merkezî uluslararası tarım-gıda hukukuna uzanan bir gelişim süreci yaşanmıştır. Gıdanın müştereklikten çıkarak meta haline gelmesi, ilkel birikim, mülksüzleştirme ve tarım sorunu kavramları etrafında tartışılmıştır. Özellikle mülksüzleştirme yoluyla birikim ve gıdanın metalaşması arasındaki bağlantı bu başlıkta vurgulanmış, bugün gıdanın tekrar nasıl müşterek olarak savunusunun mümkün olabileceği araştırılmıştır.“II. Küresel Tarım-Gıda Sistemi: Tarım-Gıda Rejimleri”isimli ikinci alt başlıkta, tarım-gıda rejimi paradigmasının ne olduğu anlatılarak, neoliberalizm öncesi sömürgeci tarım-gıda rejimleri ve neoliberal tarım-gıda rejimi konu edilmiştir. Tarım-gıda rejimlerinin tarihsel dönemlerine bakıldığında, Philip McMichael ve Harriet Friedman'ın ortaya koyduğu sınıflandırmaya dayanmakla birlikte, her bir tarım-gıda rejimi son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler değerlendirilerek daha kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Böylece neoliberalizm öncesi tarım-gıda rejimleri, ulusal kapitalist gıda rejimi, İngiltere merkezli emperyal tarım-gıda rejimi ve ABD merkezli emperyal tarım-gıda rejimi olarak üç ayrı kısımda incelenmiştir. İngiltere merkezli emperyal gıda rejiminin şekillenmesinde İrlanda'da meydana gelen büyük kıtlığın ciddi bir etkisi olmuştur. İngiltere'de, tarımda kendi kendine yeterlilik amacıyla ithal tarım ürünlerine yüksek vergi konulmasını öngören Hububat Yasaları bu kıtlık üzerine yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece İngiltere'nin serbest ticareti gelişmiş ve dünyanın atölyesi haline gelmiştir. Bu küresel ticaret dalgasında ABD de tropik ürünler için yatırımlar yapmıştır. Ancak, ABD'nin asıl gıda emperyalizmi süreci İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeşil devrim teknolojisi ve uyguladığı tarımgıda politikaları sayesinde ilerlemiştir. Aynı zamanda 1947 yılında serbest ticaretin önündeki engelleri kaldırmak için imzalanan GATT bahsedilen sürecin hukuki desteği olarak yürürlüğe girmiştir. Başta 480 No'lu Kamu Yasası olmak üzere bir dizi düzenlemeyle ABD, savaş sonrası elinde kalan stratejik ham maddeleri yapay gübre üretimine yönlendirmiştir. Bu süreçte endüstriyel tarım yoluyla elde edilen gıda fazlaları,“yardım”adı altında gelişmekte olan ülkelere gönderilmiştir. Bu yardımlar zamanla pek çok Küresel Güney ülkesinin tarım-gıdada dışa bağımlı hale gelmesine yol açmıştır.“III. Küresel Tarım-Gıda Sistemi'nin Neoliberal Hukuki Yapısı”isimli üçüncü alt başlıkta, küresel tarım-gıda hukukunun uluslararası yasal temelleri incelenerek, düzenleyici mekanizmalardaki eksiklikler, temel aktörlerin rolleri ve bu aktörler arasındaki güç dengesizlikleri analiz edilmektedir. Genel olarak, bu kısım yalnızca mevcut hukuki yapıyı eleştirmeyi değil, aynı zamanda araştırmanın sonraki aşamasında gıda hakkı temelli agroekolojik yaklaşımı keşfetmek için sağlam bir analitik temel oluşturmayı amaçlamaktadır. İnsan haklarına karşı küresel tarım-gıda sistemi yönetiminin yapısı BM Gıda Sistemleri Zirveleri incelenerek ortaya konmuştur. Ayrıca, Dünya Ticaret Örgütü, Birleşmiş Milletler Uzman Kuruluşları, Avrupa Birliği, devletler ve çok uluslu tarım gıda şirketleri gibi aktörler ön plana çıkmaktadır. Özellikle, yeşil devrimden biyoteknolojik gelişmelere ve daha sonra dijital tarıma geçiş üzerinde durulmuş, bu kapsamda, tohumun serbest dolaşımından nasıl bir genetik kaynak olarak fikri mülkiyet haklarına konu olduğu, küçük ölçekli çiftçilerin ve tarım-gıda alanında çalışan diğer insanların bundan nasıl etkilendikleri anlatılmıştır. Çalışmanın bu kısmında Avrupa Birliği düzenlemeleri daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. Avrupa Birliği'nin gıda güvenliğinden sürdürülebilirlik paradigmasına geçişinde Yeni Ortak Tarım Politikası'nın rolü üzerinde durulmuş, kabul edilen yeni yasa tasarıları tartışılmıştır. Ayrıca MERCOSUR Ticaret Anlaşması'na karşı niçin çiftçi protestolarının devam ettiğine ilişkin açıklamalar da eklenmiştir. Çalışmanın ikinci ana bölüm başlığı“Gıda Hakkı Temelli Agroekolojik Hukuk”tur. Bölüm, küresel tarım-gıda hukukuna alternatif olarak agroekolojik hukuk perspektifinden gıda hakkı temelli bir agroekolojik tarım-gıda sisteminin nasıl oluşacağını araştırmaktadır.“I. Gıda Hakkı”isimli ilk alt başlık, gıda hakkının önce felsefi çerçevesini ve sonra hukuki çerçevesini, hakkın yükümlülerini ve hesap verilebilirlikten sorumlu aktörlerini incelemektedir. Gıda hakkının sadece pozitif hukuktaki yeri değil aynı zamanda felsefi niteliğinin tartışılması çalışma bakımından bir kilometre taşıdır. Niçin gıda hakkının açlıktan kurtulmaktan ve hayırseverliğe dayalı gıda yardımlarından daha fazlasını ifade ettiği ve her insanın yeterli, bulunabilir, sürdürülebilir gıdaya erişiminin olması gerektiğine ilişkin temellendirmeler çeşitli bakış açılarında farklı şekillerde ele alınmaktadır. Bu bağlamda faydacılık, deontoloji ve sosyal sözleşme teorisi gibi birçok yaklaşıma yer verilmiştir. Ayrıca gıda hakkının uluslararası insan hakları belgelerindeki yeri ve devletlerin bu hakkı gerçekleştirme yükümlülükleri aktarılmıştır. Devletler dışındaki aktörlerin de niçin“hesap verebilir”olması gerektiği ve hangi bağlayıcı ya da bağlayıcı olmayan hukuki mekanizmalar altında hesap verebilir oldukları çalışmanın bir diğer merkezi konularından biridir. Bu kapsamda, gıdanın sadece niceliksel ekonomik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda onurlu yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu savunulmuştur.“II. Agroekoloji ve Gıda Egemenliği Hareketi”isimli ikinci alt başlıkta, agroekolojinin bilim ve uygulama boyutu açıklanmış, toplumsal hareket kolu olarak gıda egemenliği irdelenmiştir. Agroekoloji, sadece organik tarım yöntemi değil, ekolojik kavram ve ilkelerin sürdürülebilir gıda sistemlerinin tasarımı ve yönetimine uygulanmasıdır. Küçük ölçekli çiftçileri ve yerel toplulukların temsilcilerini çok sınırlı düzeyde dahil eden BM Gıda Sistemleri Zirvesi'ne karşı gıda egemenliği politik söylemi etrafında şekillenen ulusötesi hareketler düzenledikleri 2007 Nyéléni Forumu, 2015 Nyéléni Uluslararası Agroekoloji Forumu ve 2025 Sri Lanka Kandy Forumu'nda gıda egemenliği hareketinin agroekolojik ilkelerini belirlemişlerdir. Tabandan gelen bu gelişmeler sonrasında agroekoloji daha fazla konuşulur oldukça, kurumsal bir takım ilke ve standartlar belirleme ihtiyacı da kendini göstermiştir. Bu girişimi yapan ilk kuruluşlardan biri 2018 yılında FAO olmuş ve agroekolojinin 10 temel ilkesini açıklamıştır. Ardından, 2019 yılında FAO tarafından desteklenen CFS'in bilimsel ve teknik danışma organı görevini yürüten Yüksek Düzeyli Uzmanlar Paneli (HLPE) 13 temel ilke yayınlamıştır. Bu belgelerde agroekolojinin gıda hakkını gerçekleştirmek için en iyi alternatif olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Çalışmada, bahsedilen kurumsal ilkelerin yanında, bunların köklü bir dönüşüm getiremeyeceğini ve reformist olduğunu savunan, dolayısıyla özgürleştirici radikal agroekolojik ilkelere ihtiyacın olduğunun altını çizen yaklaşımlar da mevcuttur: Antroposentrizm'e karşı agroekolojinin iyi yaşam ilkesi, metodolojiktoplumsal örgütlenme ilkeleri ve politik-ekonomik ilkeler, güncel uygulamaları da gösterilerek aktarılmıştır. Çiftçiden çiftçiye yöntemi, kamusal gıda tedarikleri, üçüncü taraf sertifikasyon modelleri gibi pek çok agroekolojik uygulama çalışmada bulunabilir.“III. Gıda Hakkı Temelli Agroekolojik Hukuki Dönüşüm”isimli son alt başlık, Agroekolojik hukuk yaklaşımını küresel hukuki çoğulculuk kapsamında temellendirmekte, agroekolojiyi ilk defa yasal olarak tanıyan Birleşmiş Milletler Köylülerin ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi'nin (UNDROP) gıda egemenliği toplumsal hareketlerinin talepleriyle nasıl kabul edildiğini ortaya koymaktadır. UNDROP'un müzakerelerinden itibaren köylüler hukuk yapıcılar konumlanmış, gıda egemenliğinin bir hak olarak kabul edilmesi çağrısında bulunmuşlardır. Bu bağlamda, gıda egemenliği kavramının gıda hakkından ayrıştığı temel noktalar, taban örgütlenmelerinin bu ayrımı vurgulama gerekçeleri ile gıda egemenliği hakkının niteliği ve unsurları incelenmesi gereken öncelikli hususlardır. UNDROP'ta toprak hakkı, tohum ve biyoçeşitlilik hakkı, su hakkı, köylü kadınların hakları, üretim araçlarına sahip olma hakkı gibi pek çok yeni agroekolojik hak tanınmıştır. UNDROP'un kabul edilmesinden sonra, Bildirge'nin yaygınlaştırılması kendi başına bir amaç değil, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde etkili biçimde uygulanması asıl hedef olmuştur. Çok aktörlü yaklaşım, kırılgan gruplara öncelik verilmesi ve katılım ilkesi olmak üzere üç ilke bu anlamda önceliklidir. Çalışma Grubu'nun raporlarının yanında, Bildirge'deki haklara değinen Birleşmiş Milletler Genel Yorum ve Tavsiyeleri, ulusal anayasa, yasa değişiklikleri ve diğer bölgesel düzenlemeler ve mahkeme kararları karşılaştırılmıştır. Gıda hakkı temelli bir tarım-gıda sistemi dönüşümünün teşvik edilmesi zorunlu görülmektedir. Gıda hakkının, gıda egemenliğini de içerecek şekilde uluslararası anlaşmalar, belgeler çerçevesinde tanınan agroekolojik haklar temel alınarak yeniden formüle edilmesi gerektiği düşünülmüş ve örnek bir çerçeve tezde sunulmuştur. Gıda hakkı çerçevesi, mevcut haliyle toplumsal hareketler dahil tüm aktörleri içine alan yapısal ve sistemik bir yaklaşım eksikliği barındırmaktadır. Bireysel ve kolektif olarak tanınan kapsayıcı bir çerçeve henüz yürürlüğe girmeyen ulusal yasal düzenlemeleri ve politikaları da teşvik edecektir. Son olarak, Agroekoloji Üzerine Küresel Bir Anlaşma fikrine değinilmiş, bu anlaşma kabul edilirse uygulanabilirliği üzerine tartışmalar yürütülerek çalışma sonlandırılmıştır.

Özet (Çeviri)

Due to the current agri-food crisis, access to food has become a significant global problem that requires a solution. The right to food is based on the understanding that food is not a commodity subject to free circulation, but rather a common. In this context, this thesis aims to investigate the agroecological approach, which encompasses factors such as climate change, fossil fuel consumption, and water crises that determine food access mechanisms, and to advocate for the principle of sustainability in the agri-food system in relation to the right to food. The right to food gains meaning alongside food sovereignty, defined as the right of peasants and other people working in rural areas to determine their own agri-food systems. It is a paradox that the most disadvantaged groups in accessing food are the ones who play the most active role in food production. Decisions about the future of food systems cannot be made without the people they affect. Improving the situation of disadvantaged groups, such as women, children, migrant agricultural workers, and other low-income individuals, in terms of access to food depends on their demands for rights becoming visible and legally enforceable. Therefore, understanding how agroecological social movements are organized worldwide, examining how they cooperate with state institutions, and examining how they achieve legal victories are among the primary aims of this research. This research examines agroecological legal transformation grounded in the right to food, positioning it as an alternative to the neoliberal legal framework governing the global agri-food system. The study employs a literature review to analyze relevant international and national legal regulations, court decisions, and doctrinal sources. Given its interdisciplinary scope, the research also utilizes data analysis tools commonly applied in legal philosophy and sociology. The structure comprises two main sections, each with three subsections. The first section,“LegalPolitical Analysis and Critique of the Global Agricultural-Food System,”establishes the study's foundation by systematically analyzing the neoliberal legal structure of the current global system and its associated challenges. The first subheading,“I. Agriculture-Food, Society and Law,”addresses the social dynamics of agriculture-food, and the common grounding of seeds and food against commodification. Generally, the aim is to demonstrate how agri-food has transformed social relations up to the present day, and especially its relationship with social classes. The primary purpose of the first subheading is to provide a brief historical introduction for a wide range of readers, from those encountering the subject for the first time to experts working in this field. The social order shifted from the principle of equality in food supply during the hunting and gathering era to a form of social relationship in the Middle Ages where potatoes were considered only suitable for the lower classes. Agriculture transformed the land, and the production of various foods under suitable conditions led to population growth. From the Hammurabi Code, the oldest food law regulation, to urban food laws aimed at protecting public health, and then to centralized international food law under the influence of industrialization and globalization, the process has evolved. The transformation of food from a common to a commodity has been discussed around the concepts of primitive accumulation, dispossession, and the agricultural problem. This section particularly emphasizes the link between accumulation through dispossession and the commodification of food, and explores how the defense of food as a common might be possible again today. The second subheading,“II. Global Agri-Food System: Agri-Food Regimes,”explains what the agri-food regime paradigm is and discusses pre-neoliberal and neoliberal colonial agri-food regimes. While the historical periods of agri-food regimes are based on the classification put forward by Philip McMichael and Harriet Friedman, each regime is examined more comprehensively by evaluating the developments that have emerged in recent years. Thus, pre-neoliberal agri-food regimes are examined in three separate parts: The national capitalist food regime, the UK-centered imperial agri-food regime, and the US-centered imperial agri-food regime. The Great Famine in Ireland had a significant impact on the shaping of the UK-centered imperial food regime. In England, the Corn Laws, which imposed high tariffs on imported agricultural products to achieve agricultural self-sufficiency, were repealed following this famine. Britain's free trade developed, and in this wave of global trade, the US also invested in tropical products. However, the US's food imperialism process advanced after World War II, thanks to the green revolution technology and the agricultural and food policies it implemented. At the same time, the GATT, signed in 1947 to remove obstacles to free trade, came into effect as the legal support for this process. Through a series of legal regulations, primarily Public Act No. 480, enacted as a food aid law, the materials remaining in the US after the war were used to produce artificial fertilizers, and the surplus food obtained from industrial agriculture was sent to other countries under the guise of aid. Over time, this aid led many Global South countries to become dependent on foreign countries for agricultural and food supplies. The third subheading,“The Neoliberal Legal Structure of the Global AgriFood System,”examines the international legal foundations of global agri-food law, analyzing shortcomings in regulatory mechanisms, the roles of key actors, and power imbalances among them. Generally, this section aims not only to critique the existing legal structure but also to establish a solid analytical foundation for exploring a right to food-based agroecological approach in the next stage of the research. The structure of global agri-food system governance in relation to human rights is revealed through an examination of the UN Food Systems Summits (UNFSS). Furthermore, actors such as the World Trade Organization, United Nations Specialized Agencies, the European Union, states, and multinational agri-food companies are highlighted. In particular, the transition from the green revolution to biotechnological developments and then to digital agriculture is emphasized. Within this context, how the seeds became subject to intellectual property rights as a genetic resource, and how small-scale farmers and other people working in the agrifood sector were affected, are explained. This part of the study also examines European Union regulations in more detail. The report examines the role of the New Common Agricultural Policy (CAP) in the European Union's transition from a food security to a sustainability paradigm, and discusses the newly adopted draft laws. It also includes explanations of why farmers protest against the MERCOSUR Trade Agreement. The second main section of the study is titled“Agroecological Law Based on the Right to Food.”This section explores how an agroecological system based on the right to food can be formed from an agroecological law perspective. The first subheading,“I. The Right to Food,”examines the philosophical framework of the right to food, followed by its legal framework, the obligations associated with this right, and the actors responsible for accountability. Discussing not only the place of the right to food in positive law but also its philosophical nature is a milestone for this study. The reasons why the right to food goes beyond mere hunger relief and charitable food aid, and why every person should have access to sufficient, available, and sustainable food, are addressed from various perspectives. In this context, several approaches, such as utilitarianism, deontology, and social contract theory, are included. Furthermore, the place of the right to food in international human rights documents, as well as the obligations of states to realize this right, is presented. Another central theme of this study is why non-state actors should also be“accountable,”and under which binding or non-binding legal mechanisms. It has been argued that food is not only a quantitative economic need but also an integral part of the right to a dignified life. The second subheading,“II. Agroecology and the Food Sovereignty Movement,”explains the scientific and practical dimensions of agroecology and examines food sovereignty as a social movement. Agroecology is not only the method of organic farming, but also the application of ecological concepts and principles to the design and management of sustainable food systems. In response to the UN Food Systems Summit, which includes small-scale farmers and representatives of local communities to a very limited extent, transnational movements shaped around the political discourse of food sovereignty have defined the agroecological principles of the food sovereignty movement at the 2007 Nyéléni Forum, the 2015 Nyéléni International Agroecology Forum, and the 2025 Sri Lanka Kandy Forum. Following these grassroots developments, as agroecology became more widely discussed, the need to establish a set of institutional principles and standards also emerged. One of the first organizations to undertake this initiative was the FAO in 2018, which announced the 10 fundamental principles of agroecology. Subsequently, in 2019, the High-Level Panel of Experts (HLPE), the scientific and technical advisory body of the CFS, supported by the FAO, published 13 fundamental principles. These documents reaffirmed that agroecology is the best alternative for realizing the right to food. The study also includes approaches that argue, alongside these institutional principles, that they cannot bring about a fundamental transformation and are reformist, thus highlighting the need for liberating, radical agroecological principles: The principle of good living in agroecology against anthropocentrism, methodological-social organizational principles, and political-economic principles are presented, along with examples of current applications. Many agroecological practices, such as farmer-to-farmer methods, public food procurement, and third-party certification models, are described in the study. The final subheading,“III. Agroecological Legal Transformation Based on the Right to Food,”grounds the agroecological legal approach within the framework of global legal pluralism, revealing how the United Nations Declaration on the Rights of Peasants and Other Persons Working in Rural Areas (UNDROP), which for the first time legally recognized agroecology, was adopted in response to the demands of food sovereignty social movements. Since the negotiations of UNDROP, peasants have positioned themselves as lawmakers, calling for the recognition of food sovereignty as a right. In this context, the reasons why the right to food sovereignty differs from the right to food, why grassroots organizations emphasize this difference, and the nature and elements of the right to food sovereignty are issues that need to be addressed. UNDROP recognized many new agroecological rights, such as the right to land, the right to seeds and biodiversity, the right to water, the rights of peasant women, and the right to own the means of production. Following the adoption of UNDROP, the dissemination of the Declaration became not an end in itself, but the primary goal was its effective implementation at national, regional, and international levels. In addition to the Working Group's reports, the United Nations General Comments and Recommendations addressing the rights in the Declaration, national constitutional amendments, legal changes, other regional regulations, and court decisions have been compared. Promoting a transformation of the agri-food system based on the right to food is deemed essential. It is considered necessary to reformulate the right to food, including food sovereignty, based on agroecological rights recognized within international agreements and documents; an exemplary framework is presented in this thesis. The current framework for the right to food lacks a structural and systemic approach that includes all actors, including social movements. An inclusive framework, recognized individually and collectively, would also encourage the implementation of national legal regulations and policies that have not yet been implemented. Finally, the idea of a Global Agreement on Agroecology was mentioned, and the study was concluded with discussions on its feasibility if adopted.

Benzer Tezler

  1. Gıda hakkı ve hayvan refahı kesişiminde kafes yumurtacılığı: Türkiye için politika önerileri

    Cage egg production at the intersection of the right to food and animal welfare: Policy recommendations for Türkiye

    FATMA ZEHRA TÜRKMEN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Kamu Yönetimiİstanbul Üniversitesi

    Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ SEDA YURTCANLI DUYMAZ

  2. Kentsel çevresel adalet: İstanbul'da çevresel fayda ve yüklerin bölüşüm analizi

    Urban environmental justice: A distribution analysis of environmental benefits and burdens in Istanbul

    GÜLSÜM YAVUZ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Şehircilik ve Bölge Planlamaİstanbul Teknik Üniversitesi

    Şehircilik Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. TÜZİN BAYCAN

  3. Sosyo-bilimsel konularla argümantasyon becerisi ve insan haklarına karşı tutum geliştirmeye yönelik bir eylem araştırması

    An action research about argumentation skill on socio-scientific issues and development of attitudes towards human rights

    AYŞE ÖZTÜRK

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2013

    Eğitim ve ÖğretimÇukurova Üniversitesi

    Eğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AHMET DOĞANAY

  4. Indonesia's diplomatic endeavors toward the Palestine-Israel conflict after 7 October 2023

    Endonezya'nın 7 Ekim 2023'ten sonra Filistin meselesine yönelik diplomatik çabaları

    ANANDAM HAYUNDAKA

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2025

    Uluslararası İlişkilerİstanbul Medeniyet Üniversitesi

    Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. FATMA SARIASLAN

  5. A critical analysis of cash-based aid and the ESSN in Türkiye

    Türkiye'deki nakit temelli yardım ve SUY'nin eleştirel bir analizi

    YASİN EMRE KÜÇÜKKAYA

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2024

    Uluslararası İlişkilerOrta Doğu Teknik Üniversitesi

    Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

    DOÇ. ŞERİF ONUR BAHÇECİK