Beyond the glass ceiling: Gender inequality, career barriers, and occupational stress in the construction industry
Cam tavanın ötesinde: İnşaat sektöründe cinsiyet eşitsizliği, kariyer engelleri ve mesleki stres
- Tez No: 1009706
- Danışmanlar: DOÇ. DR. FATMA PINAR ÇAKMAK
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Mimarlık, Architecture
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Mimarlık Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Proje ve Yapım Yönetimi Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
İnşaat endüstrisi ekonomik büyüme, altyapı gelişimi ve istihdam yaratma açılarından stratejik öneme sahip olmasına karşın, proje temelli üretim yapısı, yoğun zaman ve maliyet baskısı, proje bazlı ve geçici organizasyon yapıları ve hiyerarşik çalışma ortamı nedeniyle meslek profesyonelleri açısından sürekli ve yüksek düzeyde iş stresi üreten endüstrilerden biri olarak değerlendirilmektedir. Endüstriye özgü bu karakteristik özellikler sadece proje performansını değil, aynı zamanda çalışanların mesleki sürdürülebilirliğini, kariyer gelişimini ve psikolojik iyi olma halini de doğrudan doğruya etkilemektedir. Mevcut çalışmalar göstermektedir ki bu koşullar özellikle kadın meslek profesyonelleri tarafından daha yoğun ve çok katmanlı biçimde deneyimlenmektedir. İnşaat endüstrisinin tarihsel süreçler içerisinde erkek egemen bir çalışma kültürü içerisinde gelişmesi, karar alma süreçlerinin büyük ölçüde informal ilişki ağları üzerinden ilerlemesi ve şantiye ortamındaki güç dinamikleri, kadınların hem sektöre girişini hem kariyer ilerlemelerini hem de yönetici pozisyonlarına erişimini zorlaştıran görünmez ancak etkili engeller oluşturmaktadır. Bu durum literatürde cam tavan sendromu, kariyer engelleri ve de toplumsal cinsiyet eşitsizliği kavramları çerçevesinde ele alınmaktadır. Mevcut literatür incelendiğinde bu kavramların sıklıkla birbirinden bağımsız değişkenler olarak incelendiği, ancak inşaat endüstrisine özgü proje temelli organizasyon yapısının bu problemleri sistematik biçimde yeniden nasıl ürettiğinin sınırlı ölçüde ele alındığı görülmektedir. Bu tez çalışmasının temel amacı, iş stresi, kariyer engelleri ve cam tavan algısı arasındaki ilişkileri inşaat endüstrisinin örgütsel ve yönetsel dinamikleri çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla incelemektir. Çalışma ile hedeflenen temel noktalardan birisi de bu olguların sadece bireysel algılarla açıklanamayacağını; aksine sektörün çalışma kültürü ve organizasyonel yapısı tarafından şekillendirilen yapısal süreçler olduğunu ortaya koymaktır. Bu çerçevede inşaat sektöründeki kadın ve erkek meslek profesyonellerinin mesleki deneyimleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Araştırmanın yöntemi iki aşamalı olarak geliştirilmiştir. Birinci aşamada sistematik literatür taraması gerçekleştirilmiş olup iş stresi, kariyer engelleri, cam tavan sendromu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği kavramları kuramsal çerçevede incelenmiştir. İkinci aşamada ise nicel ve nitel veri toplama yöntemlerinin birlikte kullanıldığı bir saha çalışması yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde 5'li Likert ölçeğine dayalı anket formu hazırlanmış ve Google Forms aracılığıyla LinkedIn platformu ve araştırmacının profesyonel iş ağı üzerinden inşaat sektöründe aktif olarak çalışan profesyonellere ulaştırılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak elde edilen verilerden toplam doksan (90) geçerli yanıt analiz sürecine dahil edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen nicel veriler IBM SPSS Statistics (Version 31.0.1) yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçeğin iç tutarlılığını değerlendirmek amaçlı gerçekleştirilen güvenilirlik analizi sonucunda 53 maddeden oluşan ölçeğin Cronbach's alpha (α) katsayısı α = 0.905 olarak bulunmuş ve ölçüm aracının yüksek düzeyde güvenilir olduğu belirlenmiştir. Parametrik analiz varsayımlarını test etmek amacıyla Skewness ve Kurtosis değerleri incelenmiş ve değişkenler arasındaki ilişkileri saptayabilmek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. İki grup içeren değişkenlerde bağımsız örneklem t-testi, üç veya daha fazla grup içeren değişkenlerde ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmış; varyans homojenliği Levene testi ile değerlendirilmiş ve anlamlı farklılıkların belirlenebilmesi amacıyla Tukey HSD post-hoc testi uygulanmıştır. Araştırmaya katılan meslek profesyonellerinin %55,56'sı kadın (n = 50), %44,44'ü erkek (n = 40) olup katılımcıların büyük çoğunluğu 26-35 yaş aralığında yer almaktadır. Örneklemin eğitim düzeyi oldukça yüksek olup katılımcıların önemli bir kısmı lisans ve lisansüstü derecelere sahiptir. Meslek dağılımı incelendiğinde ise katılımcıların %47,78'inin mimar, %45,88'inin çeşitli mühendislik disiplinlerinden oluştuğu görülmektedir. Katılımcıların %71,11'i özel sektörde çalışmakta olup büyük bir kısmının istihdam türü tam zamanlıdır. İstatistiksel analizler sonucunda kariyer engelleri (Ort. = 3,36), cam tavan algısı (Ort. = 3,29) ve sektöre giriş engelleri (Ort. = 2,40) değişkenlerine ilişkin algı düzeylerinin orta seviyenin üzerinde olduğu saptanmıştır. Bulgular göstermektedir ki iş stresi, kariyer engelleri ve cam tavan algıları birbirinden bağımsız olgular değildir; aksine sektörün organizasyonel yapısı ve çalışma kültürü içerisinde karşılıklı olarak birbirini güçlendiren süreçlerdir. Özellikle kariyerde ilerleme fırsatları, örgütsel destek algısı ve mesleki yeterlilik düzeylerinde cinsiyet temelli farklılaşmaların belirginleştiği gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları, inşaat sektörüne özgü proje bazlı ve geçici organizasyon yapılarının, yoğun iş temposu, zaman ve maliyet baskısı ile birleşerek çalışanlar üzerinde sürekli ve kümülatif bir stres yükü oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum yalnızca kısa vadeli iş performansını değil, aynı zamanda bireylerin kariyer algılarını, sektörde kalma niyetlerini ve mesleki bağlılıklarını doğrudan etkilemektedir. Özellikle mesleki rol belirsizlikleri, karar alma süreçlerindeki şeffaflık eksikliği ve gayri resmi ilişki ağlarının belirleyici olması, çalışanların kariyer gelişimine dair öngörülebilirliği azaltarak stres düzeylerini daha da artırmaktadır. Bu bağlamda elde edilen bulgular, kadın profesyonellerin sektörde kalma motivasyonlarının yalnızca bireysel dayanıklılık veya kişisel başa çıkma stratejileriyle açıklanamayacağını; aksine kapsayıcı liderlik yaklaşımları, şeffaf ve ölçülebilir terfi mekanizmaları ile eşitlikçi kurumsal politikalar gibi yapısal unsurlarla doğrudan ilişkili olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bu tez çalışması, inşaat ve proje yönetimi literatürüne üç temel katkı sunmaktadır. İlk olarak, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile iş stresi arasındaki ilişkiyi, proje bazlı organizasyon yapılarının dinamikleri içerisinde ele alarak bu iki kavramı bütünleşik bir analitik model çerçevesinde incelemektedir. Böylece literatürde çoğunlukla ayrı ayrı ele alınan bu iki alan arasında kavramsal ve ampirik bir köprü kurulmaktadır. İkinci olarak, sektörde gözlemlenen kariyer sürekliliği sorunlarını bireysel tercihler veya kişisel yetersizlikler üzerinden açıklayan indirgemeci yaklaşımların ötesine geçerek, bu sorunları organizasyonel yapı, sektör kültürü ve yönetim pratikleri gibi yapısal faktörler üzerinden yeniden yorumlamaktadır. Üçüncü olarak ise, kapsayıcı ve cinsiyet duyarlı yönetim politikalarının yalnızca çalışan refahını artıran sosyal politikalar olmadığı; aynı zamanda iş gücü sürekliliği, kurumsal verimlilik ve sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tez, genel çerçevede inşaat endüstrisinde gözlemlenen iş stresi ve kariyer eşitsizliklerinin bireysel değil, sistematik ve yapısal bir nitelik taşıdığını ortaya koyarak önemli bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Bu doğrultuda, daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir çalışma ortamının oluşturulabilmesi için yalnızca bireysel farkındalık veya uyum stratejilerinin değil; organizasyonel dönüşüm, politika geliştirme ve kurumsal yeniden yapılandırma süreçlerinin gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. İnsan kaynağının sürekliliği ve nitelikli iş gücünün sektörde tutulabilmesi, yalnızca inşaat sektörü için değil, tüm endüstriler için kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle, cinsiyet eşitliğini ve çalışan refahını merkeze alan yönetim yaklaşımlarının benimsenmesi, sektörün hem sosyal hem de ekonomik sürdürülebilirliği açısından kaçınılmaz bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.
Özet (Çeviri)
Although the construction industry is of strategic importance in terms of economic growth, infrastructure development, and job creation, it is considered one of the industries that generates continuous and high levels of job stress for professionals due to its project-based production structure, intense time and cost pressures, project-based and temporary organizational structures, and hierarchical work environment. These industry-specific characteristics directly affect not only project performance but also the professional sustainability, career development, and psychological well-being of employees. Current studies show that these conditions are experienced more intensely and in a multifaceted way, especially by female professionals. The fact that the construction industry has developed within a male-dominated work culture throughout its history, that decision-making processes largely proceed through informal relationship networks, and the power dynamics in the construction site environment create invisible but effective barriers that make it difficult for women to enter the sector, advance in their careers, and reach managerial positions. This situation is addressed in the literature within the framework of concepts such as the glass ceiling syndrome, career barriers, and gender inequality. When the current literature is examined, it is seen that these concepts are often examined as independent variables, but how the project-based organizational structure specific to the construction industry systematically reproduces these problems is addressed to a limited extent. The main objective of this thesis is to examine the relationships between job stress, career barriers, and the perception of the glass ceiling within the organizational and managerial dynamics of the construction industry using a holistic approach. One of the main points aimed at by the study is to demonstrate that these phenomena cannot be explained solely by individual perceptions; rather, they are structural processes shaped by the work culture and organizational structure of the sector. In this context, the professional experiences of female and male professionals in the construction sector have been analyzed comparatively. The research method was developed in two stages. In the first stage, a systematic literature review was conducted, and the concepts of job stress, career barriers, glass ceiling syndrome, and gender inequality were examined within a theoretical framework. In the second stage, a field study was conducted using both quantitative and qualitative data collection methods. In the data collection process, a questionnaire based on a 5-point Likert scale was prepared and distributed to professionals actively working in the construction sector via Google Forms, the LinkedIn platform, and the researcher's professional network. A total of ninety (90) valid responses obtained using purposive sampling were included in the analysis process. Quantitative data obtained within the scope of the research were analyzed using IBM SPSS Statistics (Version 31.0.1) software. As a result of the reliability analysis conducted to evaluate the internal consistency of the scale, the Cronbach's alpha (α) coefficient of the 53-item scale was found to be α = 0.905, indicating that the measurement instrument is highly reliable. Skewness and Kurtosis values were examined to test the assumptions of parametric analysis, and Pearson correlation analysis was applied to determine the relationships between variables. Independent samples t-test was used for variables with two groups, and one-way analysis of variance (ANOVA) was used for variables with three or more groups; homogeneity of variance was evaluated with the Levene test, and the Tukey HSD post-hoc test was applied to determine significant differences. Of the professional participants in the study, 55.56% were female (n = 50) and 44.44% were male (n = 40), with the majority of participants being between 26 and 35 years of age. The sample has a very high level of education, with a significant portion of participants holding undergraduate and postgraduate degrees. Examining the occupational distribution, it is seen that 47.78% of the participants are architects, and 45.88% are from various engineering disciplines. 71.11% of the participants work in the private sector, with the majority employed full-time. Statistical analyses revealed that the perception levels regarding career barriers (Mean = 3.36), glass ceiling perception (Mean = 3.29), and barriers to entry into the sector (Mean = 2.40) were above the average. The findings show that job stress, career barriers, and glass ceiling perceptions are not independent phenomena; rather, they are mutually reinforcing processes within the organizational structure and work culture of the sector. Gender-based differences were particularly observed in career advancement opportunities, perceived organizational support, and professional competency levels. The research results reveal that project-based work arrangements, intense work pace, and certain professional uncertainties increase employees' stress levels, playing a decisive role in their career perceptions and professional commitment. These findings show that the motivation of female professionals to remain in the sector is directly related not only to individual resilience but also to inclusive management approaches, fair and equitable promotion mechanisms, and egalitarian corporate policies. Research findings reveal that the project-based and temporary organizational structures specific to the construction industry, combined with intense workloads, time constraints, and cost pressures, create a continuous and cumulative stress burden on employees. This situation directly affects not only short-term job performance but also individuals' career perceptions, intentions to remain in the sector, and professional commitment. In particular, job role ambiguities, lack of transparency in decision-making processes, and the dominance of informal relationship networks reduce the predictability of employees' career development, further increasing their stress levels. In this context, the findings clearly demonstrate that the motivation of female professionals to remain in the sector cannot be explained solely by individual resilience or personal coping strategies; rather, it is directly related to structural elements such as inclusive leadership approaches, transparent and measurable promotion mechanisms, and egalitarian corporate policies. This thesis offers three fundamental contributions to the construction and project management literature. Firstly, it examines the relationship between gender inequality and job stress within the dynamics of project-based organizational structures, developing an integrated analytical model to bridge the gap between these two concepts, which are often treated separately in the literature. Secondly, it goes beyond reductionist approaches that explain career continuity problems in the sector through individual choices or personal shortcomings, reinterpreting these issues through structural factors such as organizational structure, sector culture, and management practices. Thirdly, it demonstrates that inclusive and gender-sensitive management policies are not only social policies that improve employee well-being, but also a strategic necessity for workforce continuity, corporate efficiency, and the long-term sustainability of the sector. This thesis points to a significant paradigm shift by demonstrating that job stress and career inequalities observed in the construction industry are not individual but systemic and structural in nature. Accordingly, it emphasizes the necessity of organizational transformation, policy development, and corporate restructuring processes, not just individual awareness or adaptation strategies, to create a fairer, more inclusive, and sustainable work environment. The continuity of human resources and the retention of qualified workforce in the sector are critically important not only for the construction industry but for all industries. Therefore, adopting management approaches that prioritize gender equality and employee well-being is considered an indispensable requirement for both the social and economic sustainability of the sector.
Benzer Tezler
- Cam tavan sendromunun Türk kamu yönetiminde kadın yöneticilerin yükselişi üzerindeki etkisi
The effect of the glass ceiling syndrome on the rise of women manegers in the Turkish public administration
SÜMEYYA DİNÇARSLAN
Yüksek Lisans
Türkçe
2024
Kamu YönetimiTokat Gaziosmanpaşa ÜniversitesiKamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
PROF. DR. AHMET GÜVEN
- Kadın yöneticilerin kariyer sorunları: Cam tavan sendromu üzerine uygulamalı bir araştırma
Career management problems of woman: A case study on the glass ceiling syndrome
MELİKE GÜLBAY
- Konaklama işletmelerinde çalışan kadın yöneticilerin karşılaştıkları cam tavan engelleri ve Muğla örneği
Glass ceiling barriers that woman managers working in hospitality organizations face and example of Muğla
YASİN GÜNDEN
Yüksek Lisans
Türkçe
2011
TurizmMuğla ÜniversitesiTurizm İşletmeciliği Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. CAFER TOPALOĞLU
- Sağlık sektöründe kadın istihdamı ve çalışma hayatı sorunları
Women's employment and working problems in health sector
BURÇAK NAKIŞCİ KAVAS
Yüksek Lisans
Türkçe
2021
SosyolojiAnkara Yıldırım Beyazıt ÜniversitesiSosyal Politika Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ABDULKADİR DEVELİ
- The effects of glass ceiling perception on job outcomes: A research on service sector employees
Cam tavan algısnın iş yeri davranışlarına etkileri: Hizmet sektörü çalışanları üzerine araştırma
MERVE GÖKHAN
Yüksek Lisans
İngilizce
2020
İşletmeBahçeşehir Üniversitesiİşletme Bilim Dalı
DOÇ. DR. MELİSA ERDİLEK KARABAY